28 Kasım 2017 Salı

YDS Diablo 7.2 GTX İnceleme

Diablo 7.2 GTX
Uzun zamandır bir motosiklet botu arayışındaydım. Çeşitli sebeplerden ötürü alamamıştım şimdiye kadar. Yarın bir gün eğitime gidersem diye de uzun bot arıyordum(Eğitimlerde bileği de kapatacak bir bot olması şartı aranıyor genelde). O yüzden Diablo 11.0 GTX almak istiyordum ancak denediğim birçok uzun botta olduğu gibi bunda da fermuar sorunu yaşadım ve alamadım. Elim de boş dönmek istemediğim için kısa botu(Diablo 7.2 GTX) denedim ve aldım.

Botu henüz dün(27 Kasım) almış olmama rağmen hemen hem uzun yolda hem şehir içinde denediğim için tanıdım diyebilirim. Hatta ayağımda o bot varken 2,5 - 3 km kadar yürüdüm.








Bot yürümek için değil. Ayaklarım mahvoldu. 300-400 metreden fazla yürüyecekseniz, günlük bir ayakkabı tercih edin. Zaten ben de o kadar yürüyeceğimi bilseydim ona göre bir ayakkabı giyerdim.

Bot gerçekten su geçirmiyor ve hava alıyor. Dün yağmurlu havada kullandım, hiçbir sıkıntı yaşamadım. Bugün de uzun yolda, bol rüzgarlı bir rotada(Normal hava sıcaklığı 6° idi, 120 km hızla giderken hissedilen çok daha azdır) sürerken kullandım, ayağım ufak bir miktar üşüdü. Bunu da hava alıyor olmasına bağlıyoruz elbette. Her ne kadar kışlık olarak satılsa da iç süngerleri kışın 0'ın altında olan sıcaklıklarda ısıtmaya yetecek kalınlıkta değil. Önlemini ona göre almak lazım.

Vibram tabanı var. Bunun özelliği de kaydırmaz olması. Günlük kullandığım botum buz pateni gibi kayarken bu tabanın kayması için bir kuvvet uygulamak gerekiyor. Gayet güzel yani. Tabii bunun da kendine göre bir dezavantajı var bence. Çok yumuşak bir taban olması sebebiyle bastığınız yerde ne kadar taş, kum vb. varsa hemen tutuyor. Temizlemesi uğraştırıyor. Gerçi nasıl olsa su geçirmiyor, su tutarak temizlenebilir, bu daha kolay olur :)




Gelelim botun şekline şemaline. Bot, 11.0 GTX'e göre kısa ama aslında kısa değil. Yani bileği gayet de kapatıyor. Eğitime gittiğim zaman sorun olacağını düşünmüyorum. Ancak elbette kaval kemiği koruması olmadığı için 11.0 GTX kadar güvenli değil.

Güvenlik demişken, botun bilek kısmında bulunan oval şeklindeki koruma aparatı oldukça yumuşak. Sert bir darbede nasıl bir iş görür, bilemiyorum. Ancak diğer bölümler güven hissi veriyor. Bükülmesi/Esnemesi çok az. Umarım bunu tecrübe etmem gerekmez :)

Deri kalitesi için de bir şeyler yazmak isterdim ancak dediğim gibi, daha dün aldım. Deriden de pek anlamam, o yüzden şimdilik bir şey demek için çok erken. Deforme olduğu zamana göre bakarız.





Not: Fotoğraflar ydsshop.com'dan alınmıştır.

19 Haziran 2017 Pazartesi

Kymco Xciting 250i İnceleme

Kymco Xciting 500 (Aynaları dışında tüm görsellik aynı olduğu için bunu koymakta bir sakınca görmedim)

Bir önceki yazımda biriktirdiğim madeni paralardan bahsetmiştim. O parayı biriktirme sebebim de buydu işte. Yaklaşık iki ay önce 2010 model Kymco Xciting 250i motosiklet aldım. Aldığımdan beridir de 2000+ km yol yaptım. Bunun için artık bir inceleme yazısı yazabileceğimi düşünüyorum.

İlk önce motosikletin teknik özelliklerini aktarayım;

Ölçüler:.................................... U/G/Y (mm) 2250 x 815 x 1450
Ağırlık:..................................... 198 kg(Islak ağırlık)

Motor Tipi:............................... 4 zamanlı
Soğutma Sistemi:................... Sıvı
Şanzıman:............................... CVT
Motor Hacmi (cm³):................ 249,1
Ateşleme Tipi:.......................... CDI
Yakıt Kapasitesi:...................... 12,8 Litre
Yağ Kapasitesi:......................... 0,9 Litre
Sele Yüksekliği:........................ 820 mm
Max. Güç (Hp/d/dk):............... 21.7 / 8200
Max. Tork (Nm/d/dk):............. 20.7 / 6500
Frenler Ön / Arka:.................... Çift Disk / Tek Disk
Tekerlek Ölçüsü Ön:................. 120 / 70 - 15
Tekerlek Ölçüsü Arka:.............. 150 / 70 - 14




Niçin Bu Motosikleti Aldım?


En başta motosikleti 2. el aldığımı ve rodaj, yapılan bakımlar ve aralıkları, kullanılan malzeme kalitesi gibi faktörlerden ötürü benim motorumdan daha iyi motosikletler(aynı marka-model) olabileceği gibi daha kötüleri de olabilir. Ancak bu motosikletin benden önceki sahipleri motora iyi bakmışlar ve ben şu an için oldukça memnunum.


Bu motoru almamın en önemli sebebi seyahat etmek istiyor olmam. Yani motosikleti ben şehir içinde değil, uzun yollarda kullanmak için aldım. Dolayısıyla az bakım gerektirmesi, konforlu olması ve yeterli bagaj hacminin olması, 100+ km hızlara sorunsuz çıkabilmesi gibi kriterlerim vardı. Bu kriterlerimin hangisinin ne düzeyde karşılandığına geçelim şimdi.

1- Bakım Maliyeti

a) Yağ

Yağ konusunun bir iyi bir de kötü yanı var. Aslında bu yanlar birbirlerini nötrlüyor diyebiliriz. 0.9 litre yağ alıyor. Bu kadar az yağ alması güzel. Ancak yağ değişim aralığı 2000 km'de bir. Genel olarak motosikletlerin ortalamasını alırsak bu durum biraz can sıkıcı.

b) Hava Filtresi
Motorumun yeni ve eski filtresi
Filtrenin değişim sıklığı 4000 km'de bir. Bu kabul edilebilir bir düzey bana göre.










c) Fren Sistemi

Fren sistemi biraz maliyetli maalesef. Çünkü önde çift disk var. Yani %50 daha fazla para demektir bu. Sürücüsüyle beraber 300 kiloya ulaşan bu makineyi durdurmak için elbette daha azı düşünülemezdi ama yine de can sıkıcı tabii. Arkanın da tek disk olduğunu hesaba katarsak fren balatası maliyeti biraz yüksek.


İyi olan bir şey yok mu? Elbette var. Üzerinde standart bulunan çelik fren hortumları. Uzun süre dayanabilmesi sebebiyle balatalardan sonra bir teselli ödülü oluyor.

Not: Fotoğrafta görüldüğü üzere ABS diskine benzer bir disk var ortada. Bunu görünce ilk başka motoru ABS'li sanmıştım ancak maalesef ABS'li değil. Sanırım sadece hız göstergesi için kullanılıyor o disk.

d) Lastikler

Burada bir kıyaslamaya gideceğim çünkü ben de dahil olmak üzere bu motosikletle ilgilenen birçok kişinin ikileminde kaldığı diğer bir motosiklet olan Sym Gts 250i Evo'nun lastik çapları ön ve arka 13" iken bu motosiklette ön 15", arka ise 14" olduğu için değişim yaparken bir miktar daha fazla lastik maliyeti oluyor.

e) Diğer

Diğer bakım maliyetleri(kayış, fren hidroliği, soğutma sıvısı vb.) standart maliyetlerdir. Bu motosiklete özel bir durum olmadığı için yazmıyorum.

2- Konfor

Bu motosiklet ile seyahat ederken maalesef ağrı çekmeniz kaçınılmaz. Kişiye göre süre/mesafe değişir ama ben 60-70 km'den sonra ağrı çekmeye başlıyorum ve 150-160 km'den sonra artık mola vermek zorunda kalıyorum çünkü o zevkle, büyük heyecanla çıktığım yolculuk bir işkenceye dönüşmeye başlıyor. 15 dakikalık bir moladan sonra ise döngü sıfırlanıyor.

Artçı konforuna gelecek olursak, selenin artçı bölümü çok daha konforlu(yaslanmaya yer varsa). Ancak onun da şöyle bir dezavantajı var; amortisörler tam artçının altında olduğu için artçımız darbeleri daha çok hissediyor. Dolayısıyla bozuk bir yoldan gideceksek artçımız bizden daha çabuk yorulacaktır.

3- Bagaj Hacmi

Motosikletin iki adet torpido gözü ve bir de sele altı bagajı bulunmakta. Bu torpido gözlerini eşya taşımak için kullanmak oldukça zor çünkü küçükler. Buralar, hızlı bir şekilde erişmek isteyebileceğimiz(telefon, cüzdan vb.) eşyalarımız için tasarlanmış. Sele altı bagaj ise kıyafet gibi katlanır ya da küçülebilir eşyalar düşünüldüğünde oldukça geniş ancak kask düşünüldüğünde oldukça sıkıntılı. M beden bir full face kask ancak sığıyor, geriye ise çok az bir alan kalıyor.

4- Son Hız

Motorun dolu ağırlığının üstüne bir de ben binince son hız olarak 130 km'de kalıyorum çünkü motorda devir kesici var ve 8700 devire geldiği zaman kendini geri 8500 devire atıyor. Ancak buna etki eden bazı faktörler var. Benim bir adet 46 litre top case'im var. Her ne kadar kavisli bir yapısı olsa da rüzgara karşı direnç gösteriyordur ve motoru yavaşlatıyordur. Bir diğer faktör ise yüksek tur camı. Bu da aynı şekilde motorun hızını engelleyen bir durum. Top case sökülerek ve spor bir cam takılarak daha yüksek hızlara ulaşılabilir.

Bunlar gözle görülür faktörlerdi. Elbette kullanıma bağlı olarak eskiyen parçalardan dolayı da bir hız kaybı olabilir. Eskimiş bir kayış tekerleğe aktarılan güçten bir miktar çalabilir. Aynı şekilde tıkalı bir hava filtresi ya da görevini yeterince iyi yapamayan bir soğutma sıvısı.

Tüm bunları gözardı edersek motosikletin düzlükte yapabileceği en yüksek hız bence 140-145 km civarıdır.

5- Hızlanma

Hızlanma konusunda diğer motosikletler ile kıyaslama pek yapamayacağım. Çünkü daha önce sadece bir tane 250 cc motosiklet kullandım, o da cruiser idi. Ancak bu konudan da oldukça memnunum. Öyle ki, 70-80 km hızlara nasıl ulaştığımı anlamıyorum bile. Bağırma yok, titreşim yok. Öyle olunca ancak göstergeye bakmam gerekiyor. Tabii ki R25, CBR250r vb. motosikletlerle kıyaslamak aptallık olur.

6- Titreşim

Uzun yola gideceğiz dedik, en az 1 saat yüksek tempo süreceğiz. Dolayısıyla sele konforunun yanında titreşim de önemli. Motorun maksimum 130 km hız yaptığını söyledim ve bu civar hızlardaki titreşim uzun sürede rahatsız ediyor. Yani 1 saatlik bir sürüşten önce rahatsızlık yok. Gidon topuzları zaten motorun üzerinde standart geliyor, benim motorun eski sahipleri de sökmemişler. Onun da etkisi vardır. Titreşimi belirgin olarak sadece rölantide çalışırken görüyorum.

7- Aydınlatma

Farlarda beyaz ampullerden kullanılmış. Led farlara kıyasla aydınlatması oldukça düşük. Şehir içinde yeterli oluyor ancak karanlık bir alanda sürüş yaparken uzunları bile yaksanız tam bir güven hissi oluşmuyor.

Sinyallerin camları yeterince büyük ve gündüz bile fark edilir bir ışık yayıyor.

Stop lambasında ise ledler kullanılmış. O da hem gece hem gündüz güzel bir belirginlik sağlıyor.

8- Frenleme

Fren performansı, boş ağırlığı 200 kg olan bir motosiklet için oldukça iyi diyebilirim. Şehir içinde kullanımlarda ön frene beklenmeyen durumlar dışında neredeyse hiç ihtiyacım olmuyor, arka fren ile durmak istediğim yerde durabiliyorum. Beklenmeyen durumlarda ise ön ve arkayı kombine kullanarak çokça kez kazadan kurtulmamı sağladı frenler. Ben memnunum yani.

9- Manevra Kabiliyeti

Benim bu motorda en çok yakındığım noktadır bu. Yani bu motorda viraj almak, ani manevralar yapmak falan zor iş. Makinenin bu kadar ağır olması bir miktar güven sağlıyor(rüzgarlı havalarda özellikle) ancak viraja geldiğinizde eğer bu kadar ağır bir motora alışık değilseniz biraz korkutabilir. O sebeple supersport, naked gibi motosikletlerden aldığınız manevra ve viraj kabiliyetini bundan pek beklemeyin.

10- Amortisör

5 kademeli ayarlanabilen bir arka amortisörü var. Ben fabrika çıkışı olan 3. seviyede kullanıyorum. Bu seviye biraz sert, çok bozuk yollara girmezsem sıkıntı olmuyor ancak tam amortisörün üstünde oturan yolcu için aynı şeyi söyleyemem. Eğer arkada yolcu varsa, yollara konan kasislerden geçerken bayağı yavaşlamam gerekiyor.

11- Yakıt

En çok merak edilen konu bu olsa gerek. Çünkü küçük hacimli bir motosiklet alıyoruz, dolayısıyla ciddi bir performans beklentimiz yok, ihtiyacımızı karşılasın... Derdimiz bu..

100 km. için değerleri ortalama olarak şöyle sıralayabilirim:

Tek kişi şehir içi(orta tempo): 3,2 - 3,5 LT
Tek kişi şehir dışı(yüksek tempo): 3,4 - 3,7 LT
Çift kişi şehir dışı(yüksek tempo): 4,0 - 4,5 LT

Değerler yaklaşık olarak bu şekilde. Elbette sizin kullanımınıza göre azalıp artabilir. Kıyas yapacak olursak Japon ve İtalyanlar'la hemen hemen aynı ancak SYM Gts 250i Evo'ya kıyasla biraz yüksek.

12- Gösterge Paneli


Gösterge paneli çok sade görünse de üzerinde bayağı bir bilgi taşıyor. Bunlar;

  • Devir saati
  • Hız göstergesi(km/mil)
  • Yakıt göstergesi
  • Yakıt uyarı lambası
  • Uzun far
  • Sinyal göstergeleri
  • Hararet göstergesi
  • Yan ayak açık göstergesi
  • Akü seviye göstergesi (11V'un altına inerse yanıyor)
  • Trip metre(km/mil)
  • Saat


13- Kişi Özellikleri

Benim boyum 172 cm ve ayaklarımla yere, parmak eklem yerlerimle basabiliyorum. Bu, 200+ kg ağırlığında bir motosikleti kontrol etme anlamında ilk zamanlar bayağı sıkıntı çıkardı bana. Ağırlığına alışmak lazım. Benden daha kısa birisi daha çok sıkıntı çekecektir. Bence bu motosiklet için ideal boy 180 cm. Motorun boyutları da bunun için oldukça yeterli.

22 Nisan 2017 Cumartesi

Madeni Para Biriktirme ve Bütünletme

Birçoğumuz bu madeni/demir para biriktirme işine girmişizdir çocukluğumuzdan beri. Bazen bu para 10 TL olur, bazen 100 TL. Yaklaşık 1 yıl önce ben bu işi büyütmeye ve bunu üst boyutlara taşımayı amaçladım(elbette 10'Binlerce lira biriktirenler de var). Çünkü almak istediğim yüksek maliyetli şeyler vardı. Bunları bu para ile alabilmeyi ya da alırken buna katkı sunmasını bekledim. Bunu da nasıl yaptım, elime geçen hiçbir bozuk parayı harcamadım ve hepsini para kutuma koydum. Tek bir kuruş bile harcamadan yaklaşık 1 yıl bu şekilde biriktirdim ve elimdeki para 14,8 Kg ağırlığında ve 1517,25 TL olmuştu.



Almak istediğim yüksek maliyetli ürünü almanın zamanı geldi ve tüm bu madeni paraları bütünletmem gerekiyordu. Bunun için araştırmaya girdim, forumları okudum, bankaları aradım. En sonunda Merkez Bankasında demir para sayma makinesinin olduğunu ve bu işi burada yapabileceğimi öğrendim. Ertesi gün gittim ve paraları verdim ancak basit ama çözülmesi gereken bir sorun vardı. Benim bozuk paralarım 10'lu balyalar halinde bantlıydı ve bu bantların sökülüp tüm paraların gruplar halinde poşetlere doldurulması gerekiyordu. Yani 1 TL'ler bir poşete, 50 Kuruşlar bir poşete, 25 Kuruşlar bir poşete şeklinde. Yüzlerce adet bantlı para balyasını sökmek fazlasıyla vaktimi alacağı için paraları geri eve götürdüm ve bu işi evde yaptım. Bu da yaklaşık 4 saatimi aldı.




Ertesi gün tekrar gittim, paraları saydırdım ve tutarını kağıt para olarak aldım. Sadece birkaç dakikalık bir işlem yani. Bakkal bakkal, fırın fırın dolaşmanıza gerek yok. Ayrıca Merkez Bankasının böyle bir hizmetinin zaten halihazırda olduğunu gördüm, çünkü birçok insan(özellikle işletmeciler) o sırada madeni para almak ya da benim gibi bütünletmek için bekliyorlardı. Yani Merkez Bankasının vatandaşa verdiği bir hizmet bu.

Sabırlı olun, azmedin...


10 Nisan 2017 Pazartesi

Kimse Size Hakkınızı Vermez, Siz Kazanırsınız!

İstanbul'da öğrenci akbilinin ve ABD'de siyahların otobüs mevzusunu duymuşsunuzdur. Bilmiyorsanız bence okumalısınız, etkileyici olaylardır. Benim mevzum da insanlık adına küçük ama benim adıma önemli bir hak kazanma mevzusu.

Olay şu:

Ben Vodafon Net kullanıcısıyım. Yani Vodafone müşterisiyim. 10 Mart 2017 tarihinde TREDAŞ(Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.)'ın teknik çalışanları benim evimin olduğu sokakta kazı yaparlarken internet kablosunu koparmayı başarmışlar. Başarmışlar diyorum çünkü ben o kabloyu gördüm, iki parmağım kalınlığında kablo. Bunu nasıl başardıklarını anlayabilmiş değilim. Araya haftasonu girdi, 4 gün geçti. Ben bu sırada telefon paketimdeki interneti bitirdim, üzerine yeni paketler almak zorunda kaldım.

14 Mart Salı günü Türk Telekom'un ve TREDAŞ'ın teknik çalışanları geldi ve kabloyu onardılar. Ben de Vodafone'u arayarak internet hizmetini alamadığım bu günlerin tutarının faturamdan düşülmesini talep ettim. Müşteri Temsilcisi de faturamın gelmesini, ondan sonra bu itirazımı yapabileceğimi söyledi. Velhasıl faturam Nisan ayı başında geldi ve ben tekrar arayıp talebimi ilettim. Aynı gün(5 Nisan) bana "Değerli müşterimiz, itiraz etmiş olduğunuz faturanız incelenmiş olup herhangi bir sorun tespit edilmemiştir" diye mesaj geldi. Yani talebimi reddettiler. Ben tekrar aradım ve bu ret cevabına itiraz ettim. Birkaç saat sonra yine aynı mesajı attılar. 2 gün sonra(7 Nisan) tekrar aradım, tekrardan itirazı talebinde bulundum. Ancak bu işin bu şekilde çözülemeyeceğini düşündüm ve önce Twitter'dan, daha sonra sikayetvar.com internet sitesinden durumu açıklayan yazılarımı yazdım.

Haftasonu işlerim yoğun olduğu için ilgilenemedim ancak bugün(10 Nisan) tekrar arayarak durumu öğrenmek istedim. Müşteri temsilcisi de talebimin onaylandığını ve 18 küsür TL kadar indirim yapıldığını, bunun da bir sonraki faturama yansıyacağını aktardı.

Sonuç ve Ana Fikir:

Yapılan indirim benim beklediğimden fazlaydı. Çünkü günlüğü 2,20 TL civarı olan internetim için 10 TL kadar bir indirim bekliyordum ve 2 katına yakın bir indirim yapılmıştı. Bunu bir özür anlamında mı yaptılar yoksa "Yeter artık al hepsi senin olsun" gibi bir bıkkınlıkla mı ya da başka bir şekilde mi yaptılar bilmiyorum. Çok da kurcalamadım o kısmını. Zaten benim amacım Vodafone'dan para koparmak falan değil. 5 TL bile indirim yapmış olsalardı ben kabul edecektim. Çünkü benim derdim dünyaca ünlü bu firmanın sorumluluk almaması, müşteri talebini umursamaması ve kendileri için bir hiç olan şu 10-20 liralık indirim ile bir müşterisini memnun edip aboneliğini uzatabilecek iken kendilerine düşman etmesiydi.

Bir haftalık bir uğraşın sonucunda istediğimi aldım. Evet, onlar bana bu indirimi vermediler, ben aldım. Bir haksızlık görüyorsanız karşı durun. Belki siz insanlık için büyük bir iş başarırsınız.

23 Mart 2017 Perşembe

Motosiklet İle Kaza Yapmak ve Sonrası

KAZA ANI

Önceki kayıtlarımda kurye olarak çalıştığımdan bahsetmiştim. Yine böyle bir günün gecesinde, son siparişimi bırakmış, dükkana sadece 300-350 metre kalmışken, 22 Mart 2017 günü saat 00:30 civarında bir kaza yaptım.

Edirne Emniyet Müdürlüğünden, T.Ü. Eğitim Fakültesi yönüne doğru ilerlerken önümde yaklaşık 20-30 km hızla ilerleyen lacivert renkli Renault Clio olduğunu tahmin ettiğim aracı Arda caddesinin kesişiminde sollamaya kalktım. Karşı şeride geçtim ve gazı açtığım anda araç Arda caddesine dönmek için direksiyonu çevirdi ve dolayısıyla önüme kırmış oldu.


Mesafe çok kısa olduğu için ani ve sert bir fren yapmak zorundaydım. Freni yaptıktan sonra ön tekerlek kaydı ve sağ tarafa doğru sert bir şekilde düştüm. İlk düşme anında sağ dizimi ve ayağımı yere çarptım, ardından yolda birkaç takla atarak durdum. Motosiklet de yerde 5-10 metre sürüklenerek durdu.

KAZA SONRASI OLAY YERİNDE

Araç sinyal vermeden ani bir dönüş yaptığı için hatalı olduğunun farkındaydı sanırım ki sadece 2-3 metre arkasında olan kazayı duymazdan gelerek yoluna devam etti ve yaklaşık 100 metre ilerde durarak birkaç dakika bekledi. Bu sırada insanlar yardım için yanıma geldiler ve ambulans çağrıldı. Üzerimde kaskım, montum ve eldivenim olduğu için belden üstüme hiçbir şey olmadı ancak dizliğim ya da motosiklet pantolonum ve botum olmadığı için dizim ve ayak baş parmağım ciddi şekilde acıyor ve ağrıyordu. Ambulans çok kısa bir sürede, telefon edildikten yaklaşık 4-5 dakika içerisinde olay yerine ulaştı. Boyunluk takma, sedyeye alma işlemlerinden sonra ambulansla T.Ü. Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldüm.

HASTANEDE

Burada beklediğimden çok daha fazla kontrol işlemlerinden geçtim. Önce tansiyon ölçümü, doktorların "nerende ağrı var, buran ağrıyor mu" gibi soruları ve elle kontrolleri, ardından polisin alkolmetre ile alkol muayenesi(evet, o şeyi üfledim), ardından bütün vücudumun röntgeninin çekilmesi ve beyin tomografisi... Bu işlemlerden sonra vücudumda herhangi bir kırığımın olmadığı anlaşıldı. Dizimdeki açık yaraya pansuman yapıldı ve beklemeye başladım. Doktor, 12 saat müşahede altında kalmam gerektiğini ancak gerekli birkaç kağıdı imzalayarak çıkış yapabileceğimi söyledi. Ben de bir şey çıkacağını düşünmediğim için kağıtları imzaladım ve çıkışımı yaptım.

POLİS KARAKOLU ve İFADE İŞLEMLERİ

Henüz işlemler bitmedi tabii. Şimdi polis karakoluna gidip ifade verme kısmı var. Bunun için gittim karakola. İfademi alacak olan polis memuruna olayı anlattım. O da anlattıklarımı düzenleyerek ifade tutanağına geçirdi. Şikayetçi olup olmadığımı sordu. Şikayetçi olduğumu söyledim. Tutanağı da yine bu şekilde düzenledi ve bana okuttu. Benden onayı aldıktan sonra tutanağın çıktısını aldı ve imzamı attım. Sağlık raporunun henüz ellerine ulaşmadığını(sanırım hastane polisi halledecek o işi), bunun için beni arayabileceklerini söyledi ve işlemler bitti. Karakoldan çıktım ve evime döndüm.

Şimdilik işlemler bu kadar. Gelişme oldukça buraya aktarmaya devam edeceğim.












Bugün 19 Haziran 2017. Kaza hakkında olanları yazacağım demiştim ama çok bir şey olmadığı için kaldı öyle. Ben de kalmasın dedim, yazayım bir şeyler..

Kazadan birkaç gün sonra beni bir sigorta şirketinden aradılar ve kaza sonrasında kalıcı sakatlığım olup olmadığını sordu. Olmadığını söyledim. Eğer kalıcı bir sakatlığım olsaymış tazminat hakkım olabilirmiş. Yani buradan anlaşılıyor ki, kaza yapmama sebep olan kişiyi polis bulmuş. Oradan da adamın sigorta şirketine ulaşılmış. Şikayetçi olduğuma dair ifade verdiğim halde hala o konuda bir ilerleme olmadı, çok da umursamadım açıkçası. Karakola gidip sormaya üşendim hep. Durum bu şekilde.

Not: Polisin "bir gelişme olursa seni arayacağız" lafına inanmayın, takipçisi olmak istiyorsanız gidip kendiniz sorun.

21 Aralık 2016 Çarşamba

SYM Fiddle 2 125S İle Mondial 125 RR Karşılaştırması

SYM FIDDLE II 125
















Motor Tipi:................................................................4 zamanlı, seramik tek silindir.
Motor Hacmi:...........................................................124,6 cc
Soğutma Sistemi:......................................................Hava
Yakıt Sistemi:............................................................Karbüratör
Şanzıman:..................................................................C.V.T.
Emisyon:....................................................................Euro 3
Ön Süspansiyon:.......................................................Teleskopik çatal
Arka Süspansiyon:...................................................Salınım kolu
Ön Fren:....................................................................190 mm tek disk
Arka Fren:................................................................120 mm kampana
Ön Tekerlek:.............................................................110/70 - 12
Arka Tekerlek:.........................................................120/70 - 12
Boyutlar (UxGxY) mm:...........................................1870 x 695 x 1150
Tekerlekler Arası Mesafe(mm):..............................1320
Boş Ağırlık:...............................................................107 kg
Yakıt Kapasitesi:.......................................................5,2 LT


MONDIAL 125 RR
















Motor Tipi:...................................................................4 zamanlı, seramik tek silindir.
Motor Hacmi:..............................................................125 cc
Soğutma Sistemi:.........................................................Fan soğutma
Yakıt Sistemi:...............................................................Karbüratör
Şanzıman:.....................................................................C.V.T.
Ön Süspansiyon:..........................................................Hidrolik ön maşa
Arka Süspansiyon:......................................................Hidrolik amortisör
Ön Fren:.......................................................................Disk
Arka Fren:...................................................................Disk
Ön Tekerlek:................................................................4,00 - 12
Arka Tekerlek:............................................................4,00 - 12
Boyutlar (UxGxY) mm:..............................................1855 x 820 x 1055
Boş Ağırlık:..................................................................106 kg
Yakıt Kapasitesi:..........................................................5,0 LT


Karşılaştırmalı İnceleme

Kurye olarak çalıştığım dükkanda bu iki motosikletten var. Dolayısıyla ikisini de daimi olarak kullanıyorum. Boyumu söylememde fayda var, sizler de ona göre bir kıyas yapabilirsiniz. Boyum 172 cm.

Titreşim

Sym Fiddle 2 125 motosikletin rölanti konumunda acayip bir titreşimi var. Durduğunuz yerde aynadan arkayı kontrol etmeniz neredeyse imkansız. Scooter motosikletlerde rölanti devir ayarı vardır. Bizim Sym'nin ayarı 2000 devirde. Yani motor durduğu yerde 2000 devirde çalışıyor. Bu ayar kısılıp daha az titreşim elde edilebilir belki ama ciddi bir fark olacağını zannetmiyorum.

Mondial 125 RR'da ise rölantideki titreşim yine var ama SYM'deki kadar yüksek değil. Aynadan baktığınız zaman yine iyi-kötü anlayabiliyorsunuz arkada neler olup bittiğini.

Tork

Bu konuda SYM açık ara önünde Mondial'in. Şöyle anlatayım; çalıştığım dükkanın önünde 6,5° - 6,8° arasında değişkenlik gösteren bir yokuş var. Mondial o yokuşu ıkınarak çıkarken, SYM çatır çatır tırmanıyor. Mondial, savaş meydanında 15 kişinin iteklediği top arabası gibi giderken SYM o yokuşu atlı süvari gibi tırmanıyor.

Son Hız

SYM, tork konusunda olduğu gibi burada da Mondial'i geçiyor. SYM ile 100 km hızı görebildim ancak Mondial ile 75 km üzerini göremedim. Kamyonlardan, minibüslerden kaçmak mevzu bahis olunca Mondial ciddi bir sıkıntı yaratıyor trafikte.

Yakıt Sarfiyatı

SYM'nin torku daha iyi dedik, son hızı daha yüksek dedik ama bunların karşılığını yakıt konusunda alıyor sizden. Kuryelik halleri, pek sakin kullanmamız beklenemez, paket yetiştirme ve tüm işleri bir an önce bitirip yeni paket çıkmadan önce biraz dinlenmek gibi dertlerimiz olduğu için elimizden geldiğince tapa gaz gidiyoruz. Bu haldeyken tam dolu depo ile maksimum 100 km yol gidebiliyoruz. Mondial ise biraz daha tasarruflu bu konuda. Tam depo ile yine benzer kullanım şartlarında 110 km kadar gidebiliyorsunuz.

Aydınlatma

SYM'nin farı fark edilir düzeyde Mondial'den daha iyi. Sokak lambalarının yanmadığı, karanlık bir bölgeden geçerken bunu gayet iyi anlayabiliyorsunuz. Mondial'in farı önündeki 3-5 metrelik alanı aydınlatırken, SYM'nin farı ile çok daha büyük bir harita aydınlanıyor.

Oturuş Pozisyonu

İşte benim en çok canımın yandığı yer. Mondial'in tasarımcıları nasıl bir kafa yapısına sahiplerdi o sırada bilemiyorum ama, motosikleti yüksek ama sele ile gidon arasını çok kısa yapmışlar. Yani ben selede geriye doğru otursam, durduğum yerde ayaklarımı yere koymakta zorlanıyorum. Öne doğru gelsem, bu kez de dizlerim ön tarafa değiyor. Bir de Mondial'in gidon açısı oldukça geniş ama tam tur çevirdiğiniz de dizlerinize çarpmasını engelleyemiyorsunuz. Ben sırf bunun için gidonu çevirdiğim taraftaki ayağımı yere uzatıyorum ki gidon dizime çarpıp dengemi bozmasın. Öyle berbat bir durum var burada.

Dizlerimin ön tarafa değmesinin daha büyük bir sıkıntısı var. O da şu; inme binme durumlarında dizim anahtara çarpıyor dikkat etmezse. Anahtarı kırdım ben bu şekilde bir kere. Anahtarın ucu kontakta kaldı, plastik kısmı elimde. Sıkıntıyı siz düşünün.

SYM'nin oturuş pozisyonuna baktığımızda ise benim boyum için gayet rahat. Ayaklarım yere rahatça erişiyor, dizlerim hiçbir yere çarpmıyor. Bir üst paragrafta bahsettiğim anahtar mevzusu ise burada yok, çünkü kontak kısmını biraz daha içeriye doğru yapmışlar.

Mondial'in ve SYM'nin arasındaki bu fark şuna da yol açabiliyor: Mondial'in ağırlık merkezi daha yukarıda, o sebeple SYM'nin verdiği o güven hissi Mondial'de yok. Motosiklet her an altınızdan kayıp gidecekmiş gibi hissediyorsunuz.

Frenleme

Mondial'in hem ön hem arkası disk fren. SYM'nin ise ön disk, arka kampana. Bu farklılık hissediliyor ancak bariz bir sorun yaratmıyor. İkisinin de durma mesafesi hemen hemen aynı.

Ekstra Bilgi

Mondial'i ikinci el olarak 900 TL gibi bir fiyata aldık(Ben Çin'den uzak durun dedim ama nafile). İlk 1 ay, 4 kere arıza çıkardı. Hep de aynı yerden, aküden. Aküyü şarj ettiler, önce oldu sonra olmadı. Aküyü değiştirdiler, önce oldu sonra yine arıza çıkardı. En son başka bir ustaya götürdük ki bu Mondial'lerin şöyle bir derdi varmış, kendi orijinal parçasını takmak gerekiyormuş. Orijinal aküsünü taktık ve sorun kalmadı.

NOT: İki motosiklet de uzun süredir kullanılan motosikletler. İkisinin de çeşitli kazaları var. Yani her şeyi sıfır motosiklet gibi çalışmıyor olabilir. Keza bakım aralıkları farklı olan, farklı yakıt ve yağ kullanımına bağlı sebeplerden ötürü diğer Mondial'lerde ve SYM'lerde ufak farklılıklar görebilirsiniz.

Sonuç

Sonuç olarak Mondial'i nefret ederek kullanıyorum ama SYM keyifli bir motosiklet..

1 Kasım 2016 Salı

Pizza, Hamburger vb. Kuryeliği Hakkında

DipNot:

Öncelikle şu ayrımı yapmak istiyorum. Ben yalnızca gıda sektöründeki işletmelerde kuryelik yapmış birisiyim. Bu sebeple ilaç, evrak vb. kuryeliği hakkında bilgim yok. Yazacaklarım bazı noktalarda onları da kapsayacak ama odak noktam gıda sektörünün kuryeciliği hakkında.

________________________________________________________

Birçoğumuz gerek internet üzerinden, gerekse telefon ile zaman zaman yemek siparişi veriyoruz. Lakin yine birçoğumuzun bencilliği, düşüncesizliği ve umursamazlığı yüzünden kuryenin işi daha da zorlaşmakta. Gelin, motosikletli kuryeliğin sıkıntılarını bir inceleyelim.


Adres Tarifi

Örnek Adres: xxx mah. yyy sokak. zzz apt. daire: x

Evet, böyle kendisine kendi evini tarif eder gibi davranan insanlarla karşılaşıyoruz. Böyle yapmayın. Biraz daha detay verin. Apartman numarası, özellikle çarpık kentleşmenin olduğu(genelde eski yerleşim yerleri böyledir) bölgelerde çokça işimize yarar. Bir de yanına "xxx marketin yanındaki/karşısındaki bina" gibi bir tarif iliştirirseniz tadından yenmez. Siz de yemeğinizi hem daha çabuk hem de daha sıcak yemiş olursunuz.

Kapı Zili ve Kapı Numarası

Şekil 1:
En çok yakındığımız konulardan ikisi de bunlardır. Bazı apartman zillerinde ne kapı numarası yazar, ne de isim. Hatta isim yazması çok da bir şey ifade etmez bizler için. Çünkü genellikle o an evde ikamet eden kişinin adı yazmaz. Ya ev sahibinin adı yazar ya da önceki kiracılardan birinin adı. Hal böyle olunca tek değişmezimiz olan kapı numarası bizler için çok önemlidir.

Yandaki şekil 1'e baktığınız zaman siz bir şey anlıyor musunuz? Sizce hangisi daire 4? Hangisi daire 8?

Evet, biz de anlamıyoruz. Sadece tahmin yürütebiliyoruz. "Aman canım, bas işte bir tanesine, açsın birisi" diyebilirsiniz. O iş her zaman öyle olmuyor. Sen gecenin bir saati sipariş veriyorsun, genelde insanların uyuduğu saatlerde. Ziline bastığım kişi, bebeğini henüz yeni uyutabilmiş, kendisi de uyumaya hazırlanırken çalan zil ile bebek geri uyanırsa o adamın/kadının benim ağzıma sıçma olasılığı sence yüzde kaçtır? 

Şekil 2:
"Bulamazsa arasın" da diyebilirsiniz. Evet, geç saatlerde sipariş getirdiğimiz zaman yukarıda bahsettiğim riske girmemek için genelde telefon açıyoruz. Zaten telefon paketimde her yöne 500 dakikanın yarısını ancak bitirebiliyorken, şuraya bir kalemle kapı numarasını yazmaya üşenenler yüzünden 500 dakika yetmemeye başladı. Teşekkürler Sayın Müşteri. Hem elimdeki bir ton pakete rağmen bir de sana telefon açmaya beni zorladığın için, hem de telefon paketimdeki dakikaları böyle saçma bir sebepten ötürü yediğin için..


Evet, şekil 2'deki kapının daire kaça ait olduğunu biliyor musun Sayın Müşteri? Biz de bilmiyoruz.

Yukarıdaki durum apartman içi daire numaraları için de geçerlidir. Çoğu binanın katlarında 2, 3 ya da 4 daire bulunur. Ve sen Sayın Müşteri, daire numaranı söyleyip kapında daire numaran yazmadığı halde benden bunu bulmamı bekliyorsan hata ediyorsun. Lütfen, en azından zilinin üstüne, kapının kenarına bir yere daire numaranı yaz.



Adres Değişikliği

Biliyorum, genelde çok da sikinize takmıyorsunuz bu tip durumlarda yaşanan sıkıntıyı ama lütfen eğer siparişiniz yola çıkmışsa adres değişikliği istemeyiniz. Bunun biz kuryelere olan sıkıntısını anlatayım size:
"Kuryesin sen, her yeri biliyorsundur" söylemi hikayedir. Öncelikle bunu belirteyim. Bizler, edindiğimiz tecrübe ile bir noktadan diğer bir noktaya en kısa ne şekilde gideceğimizi öğreniriz. Yoksa bizler robot değiliz, binlerce sokağı, yüz binlerce apartmanı bilemeyiz. Bilmediğimiz yerlerden sipariş geldiği zaman da haritadan, navigasyondan vs. faydalanıyoruz. Sen Sayın Müşteri, bana bilmediğim yeni bir adres söylersen benim onu anlamam ve bulmam bir hayli uzun zaman alabilir. Dolayısıyla sadece beni uğraştırmakla kalmazsın, senin yemeğin de hem geç gelir hem de soğur.

Ve ayrıca, zaten yola çıkmış. 5-10 dakikaya gelecek demektir. 5-10 dakika beklesen ölür müsün?

Telefonu Açmayan/Kapalı Tutangiller

Lütfen sipariş verdiğiniz zaman telefonunuzu yanınızda tutunuz. Bazı apartmanların ismi apartmanın duvarında yazar, bazısının ki girişinde yazar. Ve özellikle akşam karanlığında bunlar bize ciddi zorluklar çıkarabilir.

Hele öyle siteler var ki, apartmanların girişleri bahçe tarafındandır. Yani oranın hangi site olduğunu anlayabilmemiz için motosikletimizi bir kenara çekip, bahçeye girip hangi site olduğunu bulmamız gerekir. Ya da siteyi bulmuşuzdur ama üzerinde hangi blok olduğu yazmaz. Bunları yaşadığım için yazıyorum, uydurmasyon falan değil yani. Bu tip aksaklıklardan ötürü lütfen telefonunuzu yanınızda bulundurunuz Sayın Müşteri. Tabii en başta bunları adres tarifinde belirtiniz.



Lütfen Acele Gelsin!

Yine geldik çoğu müşterinin düşüncesizlik ya da bencillik ettiği bir konuya. Öncelikle şunu belirteyim. Emin olun hiçbir kurye götünün keyfine paketinizi geç getirmez. Ya adresi bulamamıştır, ya yoğunluk vardır, ya motosiklet arıza yapmıştır... Bir şey olmuştur yani. Çantada sipariş beklerken kimse kenara çekip de bir sigara molası vermez. Böyle paranoyaklıklara gerek yok. Hatta genelde acele etmemizin sebebi kendimizi düşünüyor olmamızdır. Hava soğuktur, üşüyoruzdur, bir an önce dükkana dönüp ısınmak isteriz; saatlerdir yoğunluktan ötürü canımız çıkmıştır, yeni sipariş gelmeden oturup biraz dinlenmek için bir an önce dükkana dönmek isteriz; karnımız acıkmıştır, bir an önce dükkana dönüp yeni sipariş gelmeden önce yemeğimizi yemek isteriz.

Elbette yavaş sürdüğümüz durumlar da var. Yağmurlu ve karlı havalarda örneğin. Size bir denklem göstereyim. Şehir içinde ortalama hızımızın kuru havada 60 km/saat ve yağmurlu havada 40 km/saat olduğunu varsayarsak:

60 km/saat ile     10 km mesafe     10 dakikada
40 km/saat ile     10 km mesafe     15 dakikada

Bu denklemden anlayacağımız üzere bizler yağmurlu havada kazasız belasız ilerleyebilmek için hızımızı 1/3 oranında düşürsek bile siz yemeğinizi en fazla 5-6 dakika geç yersiniz. Ve hiç kusura bakma Sayın Müşteri, sen karnını 5 dakika erken doyuracaksın diye ben canımı tehlikeye atamam.


Niye Bu Kadar Gecikti?

Evet Sayın Müşteri, siparişin gecikmesinin sorumlusunun kendin olmadığına eminsen(yetersiz adres tarifi, telefonun kapalı olması vb.) başka sebepler arayabilirsin. Beraber arayalım. Gıda sektöründeki çoğu işletme için 18:00 - 21:00 saatleri arası oldukça yoğun geçer. Çünkü akşam yemeği saatidir. Yani bu dükkanın sadece sana çalışmadığını bilmeni isterim Sayın Müşteri. Sipariş verdiğin adres de uzak bir adres ise siparişinin sana ulaşması biraz zaman alacaktır. Üzgünüm. Sen şehir gürültüsünden kaçmak için uzaklarda bir yere taşınırsın ama aynı zamanda siparişin de çabuk gelmesini umarsın. İkisi beraber olmuyor.


Elbette işletme olarak bizlerin de hatası olabiliyor. Dalgınlığa gelip pişen yemeği yakmak ya da eksik yapmak, sonra hemen yenisini yapmak gibi.

Fakat yaklaşık 1 yıllık kuryelik tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki, bir siparişin gecikmesinin sebebi %40 yoğunluk, %50 yetersiz adres tarifi, %10 işletme hatası.



Ödeme Şekli

200 TL Bozuğunuz Var Mı?

1 yılı biraz aşkın bir süredir motosikletli kuryelik yapıyorum. Daha önce hiç 200 TL ile ödeme yapan birisine denk gelmemiştim ama dün gece(31 Ekim) denk geldim. Elbette istediğiniz şekilde ödeme yapma özgürlüğüne sahipsiniz. Lakin sizden ricamız, lütfen 100-200 TL gibi büyük paralar ile ödeme yapacağınız zaman bunu belirtin. Bizler standart olarak 50 TL para üzeri alarak yola çıkarız. Bunun bir önemli sebebi var; sorumluluk. 200 TL gibi bir parayı kaybetmemiz demek, bizlerin günlerce verdiği emeği kaybetmesi demektir. Sonuçta 100-200 TL gibi bir parayı hiçbir işletme göz ardı edemez. Dolayısıyla, büyük paralarla ödeme yapacağınız zaman lütfen bunu bize belirtin.

Şuradan 8 lira, buradan 15 lira, kalanını da buradan...

Yukarıda da bahsettiğim üzere yanımıza standart olarak 50 TL üzeri para alırız. Yani sipariş tutarı 16 TL ise yanımıza 34 TL para alırız. Bundan ötürü sizlerin bu şekilde parça parça ödemelerinize karşılık verememekteyiz. Ha, ısrarla "biz böyle ödeyeceğiz" diyorsanız lütfen siparişi verirken bunu belirtiniz. Biz de yanımıza ona göre para alalım.

Kredi Kartı ile Parça Parça Ödeme

Bir üst başlıkta yakındığım durumun kredi kartı versiyonudur bu da. Geçenlerde denk geldim buna da. 30 TL tutarında sipariş. 10'ar 10'ar ödediler. İçimden "12 taksit de yapayım mı" diye geçirmiştim.

Evet, ödeme şekli kredi kartı olduğu zaman 30 parçaya bile bölüp ödeyebilirsiniz. Burada sıkıntı yok. Sıkıntı, kafasında kask, üstünde mont ile 5 kat merdiven çıkmış kuryenin götünden terler akarken bir de bu tip bir ödeme ile karşılaşmasının dramıdır. Karşısındaki Sayın Müşterileri bir kaşık suda boğmak isteyip de yapamamasının dramıdır.


Özetle

Kolay meslekler olarak görülen öğretmenlik, psikologluk gibi mesleklerin görüldüğü gibi kolay olmaması gibi, motosikletli kuryelik de görüldüğü gibi kolay değildir. Yani bu iş, siparişi al-götür-gel denebilecek basitlikte bir iş değil. Yazımda umursamaz arabacılara değinmedim. Çünkü onları anlatmaya bu sitelerin veri tabanları yetmez. Anlatsak da onlara işlemez. O yüzden hiç yormayalım birbirimizi. Sağlıcakla kalın..